7 Mayıs 2011 Cumartesi

Home sweet home

Blog'lara erişim yasaklandıktan sonra yazmayı da bırakmıştım, ama geri dönüş zamanı geldi çoktan. En kısa zamanda yeni yazılarımla blog'umda olacağım..

Yeni yazıya kadar yine birkaç şarkı tavsiyesi vermeden olmaz. Fransızca'yı sevmiyorum, sanırım Fransa'ya gidip Fransızca bilmediğimden bir hayli acı çektiğim için sevmiyorum. Bu yüzden öğrenmek için fırsatlarım olmasına rağmen kullanmadım hiçbirini. Neyse :) Normalde hele hele "romantik" kızlar Fransızca şarkılara bayılırlar. Ben onları da pek sevmiyorum malesef.. Tabii "La Vie en Rose" gibi istisnalar yok değil.

Müzik hayatlarına sokakta başlayan Zaz grubu da yeni favorim. Öyle ki en stresli zamanlarda yatıştırıcı olarak 11 şarkılık albümlerini Repeat'e alarak dinliyorum. Hele hele "Les Passants" ve "Je Veux" cidden şahane.

Bakınız: http://www.youtube.com/watch?v=AQ9zeDd0mpg

8 Ocak 2011 Cumartesi

Bu sefer de "Leap Year"

Bir süredir izlemek istediğim, Amy Adams'ın Matthew Goode ile başrolleri paylaştığı bir film vardı "Leap Year" isminde. Bir süredir dediğim baya bir süre geçmiş, öyle ki dün gece oturup izledikten sonra gösterim tarihine baktım, 8 Ocak 2010'muş. Tam tamına bir sene geçtikten sonra üzerinden izleyebilmişim, takdir ettim kendimi :)

Filmin konusu tanıdık: Güçlü, kendi ayakları üzerinde duran, sevdiğine ve sevildiğine inanan bir kadın (Anna) var başrolde. Bahsederken sadece "müthiş kariyer"inden bahsettiği, aslında aşık olmadığı ama birlikte olmasının güzel olduğuna inandığı (en azından bu benim yorumum oldu) sevgilisi kendine bir türlü evlenme teklif etmiyor. Garip bir ilişkileri olduğunu güzel ifade etmişti film; yan yana yürürken bile kendi blackberry'lerine gömülmeleri gibi ufak detaylarla. Sonra bu arkadaş bir konferans için Dublin'e gidince, Anna da peşinden gidiyor çünkü İrlanda geleneklerine göre artık yıllarda 29 şubatta kadınların erkeklere evlenme teklif etmesi gayet sevimli bir olaymış. Tabii ki bu iki üç günlük yolculuk kızımıza çok şey öğretiyor ve yol arkadaşı edindiği adamda gerçek aşkı buluyor.


Neyse.. Klişelerine rağmen garip bir şekilde huzur veren bir filmdi; sanırım İrlanda'nın çayır çimen dağ bayır kıvamındaki gayet pastorel görüntülerinden ve de Amy Adams'ın duruluğundan ve sakinliğinden kaynaklanıyordu. Matthew Goode'i daha önce izlemediğimden canlandırdığı karakter gibi İrlandalı olduğuna inandım ama meğer İngilizmiş, aksanı iyi kotarmış demek lazım.

Filmin arka planını da sevdiğim isimlerin şarkıları süslemişti Snow Patrol ve Colbie Caillat gibi.. Ama orijinalini Neil Young'ın söylediği, filmde ise Gwyneth Herbert'ın seslendirdiği "Only Love Can Break Your Heart" cidden dinlemeye değecek bir şarkıymış..

http://prostopleer.com/#/search?q=artist%3AGwyneth+Herbert+track%3AOnly+Love+Can+Break+Your+Heart


(Not: Amy Adams ve Isla Fisher arasındaki aşırı benzerlik korkutucu değil mi? Saç ve ten renklerinden kaynaklanıyor sanırım.. Ben insanları birbirine benzetme konusunda pek başarılı değilimdir ama bu benzerlik bir tek benim dikkatimi çekmemiş neyse ki :) Bakınız: http://www.film.com/features/story/definitive-differences-between-isla-fisher/25845274)

24 Aralık 2010 Cuma

Life as we know it

Fragmanını izleyerek bile baştan sona neler olup biteceğini bildiğin filmler olur ya... Kimine çok saçma gelir bu, ne manası kaldı fragmanı izledim, filmi izlemiş kadar oldum diye düşünürler. Ama benim için bir filmin ya da bir kitabın başını ve sonunu bilmek çok da bir şey ifade etmiyor. Örneğin çok sevdiğim Harry Potter serisi boyunca her kitabı kitapevindeki raftan elime alışımda ilk baktığım yerler
1) Arka kapaktaki özet
2) Kapaktaki resimlendirme
3) Son sayfa
şeklinde olurdu. Çünkü cidden sonunun öyle ya da böyle olması pek de önemli değil (inanılmaz absürd bir sonsa baştan öğrenmekte de bir sakınca yok hani, ona göre kendimi kaptırmam mesela). Benim için asıl önemli olan kitap boyunca hissettiğim akıcılık ve filmdeki repliklerden, karakterlerden ve oyunculardan ne kadar etkilendiğim.

Birkaç ay önce sinemadayken fragmanını görüp güzel bir film sanırım diye düşünmüştüm "Life As We Know It" için. Ve evet tahmin edeceğiniz üzere, fragmanına bakıp tüm filmi karakter analizine kadar çözebildiğiniz türdendi kendisi :)


Hikaye basit: Başroldeki kızımızın (Katherine Heigl'ın canlandırdığı Holly) en yakın kız arkadaşıyla esas oğlanın (Josh Duhamel'in canlandırdığı Messer) en yakın erkek arkadaşı birlikte, hatta filmin başında evleniyorlar. Holly ve Messer'ı da bir araya getirmeye çalışıyorlar ama bizim ikili pek anlaşamıyor, neredeyse birbirinden nefret ediyor. Bu cümleden bile anlamışsınızdır canım sonunu... Tabii ki aşık olacaklar! :) Ama romantik komedimizin trajedi kısmı, evli çiftin bir trafik kazasında ölmesi. Küçük kızları Sophie'yi de bu ikliye emanet edince, birbirlerinden nefret eden Holly ve Messer arkadaşlarının evinde evcilik oyunu oynamaya, Sophie için birbirlerine katlanmaya başlıyorlar. Bu arada spoiler verdiğimi düşünmeyin bunlar baya baya fragmandan anladığınız şeyler zaten.

Filmi benim gözümde güzel yapan ise, gerek başroldeki gerek yan roldeki tüm oyuncuların rollerinin haklarını vermesi, sevimli Sophie'nin (ki kendisi üçüzler tarafından dönüşümlü olarak canlandırılıyorlar) tüm o yaramazlıkları ve şirinlikleri, tüm tahmin edilebilirliğine rağmen filmin içerdiği ufak sürprizler ve tabii ki Katherine Heigl ve Josh Duhamel arasındaki uyum (birkaç gün önce izlediğim bir Leighton Meester röportajında, romantik filmlerdeki uyumlu çiftler için sarf ettiği "I'm like... Guys, kiss kiss!" cümlesini film boyunca bana söylettiler en azından).

Noeldir, yılbaşıdır dışarıda alıp başını giden renkli havaya kapılıp kendinizi dışarı attıysanız, yorulduğunuz bir zamanda bolca patlamış mısır eşliğinde izlenesi bir film.

Eh geleneği bozmayayım, soundtrack'inden de birkaç şarkı tavsiye edeyim:

Beggars - You and Me http://fizy.com/#s/1cksvs
Josh Kelley - Tidal Wave http://fizy.com/#s/1tttpi
Free Energy - Something in Common http://fizy.com/#s/1pnr99

Son not... Filmin website'sini de bir inceleyin, benim çok hoşuma gitti tarzı: http://lifeasweknowitmovie.warnerbros.com/#/home/