10 Aralık 2014 Çarşamba

Let her go

Bazen "gercekten" guzel olana ulasmak icin, guzel olduguna "inandiklarinin" ucunu birakmayi ogrenmek gerek sanirim. Fikrini sordugun onlarca kisinin umutsuz ama umut vermeye calisan hallerini gormezden gelmeyi bir kenara birakmak... Daha da onemlisi, surekli geri gelen o huzun dalgalarini saliselik mutluluklar ugruna kabullenmemek gerektigini anlamak... Bitirmeye onun gucu yetmiyorsa, bitirmeyi bilmek gerek. Kacinilmaz olarak melankoli gelince de, o cok sevdigini soyledigi sarkiyi her dinlediginde seni dusunmesini icten ice dileyip, sarkiyi ust uste bilmem kac kez dinleyip uyuyakalmak gerek. Ta ki bir gun sarkinin sozleri herhangi bir sarki sozu olana kadar.

---

You see her when you close your eyes
Maybe one day you'll understand why
Everything you touch surely dies
But you only need the light when it's burning low
Only miss the sun when it starts to snow
Only know you love her when you let her go
Staring at the ceiling in the dark
Same old empty feeling in your heart
'Cause love comes slow and it goes so fast
Only know you've been high when you feel low
Only hate the road when you are missing home
Only know you love her when you let her go
And you let her go..

18 Mayıs 2014 Pazar

Waves

Yuzumu durup dururken kaplayan aptal gulucuk, insanlarin "sende bir sey var ama..." diyen bakislari, ya da direkt gelip bunu soyleyenler, bir anda aklima gelen onceki gunden guzel bir an, sarkilara anlam yukleme oyunu (hic eskimez), surekli bidi bidi konusma istegi (tamam bu genel olarak sahip oldugum bir ozellik), hafif paranoyak haller, biraz da hiperaktiflik/eli ayagi yerinde duramama, kontrollu halden biraz uzaklasma (gevseme mi desem), sac bas makyaj hallerindeki inanilmaz toparlanma, genel ask rutinime son 5 senede eklenmis olan whatsapp'ta son gorunme saatine on dakikada bir bakmaca (ve zamanin onarli dakikalar halinde akmasini saglamaca), degil gun icinde saatler hatta dakikalar icersinde dalgalanan hisler. Ve de bitecek gibi oldugu anlardaki tarifi zor haller...

Asik olmayi ozledim sanirim. 


http://www.youtube.com/watch?v=pUjE9H8QlA4 














My face above the water
My feet can't touch the ground
Touch the ground, and it feels like
I can see the sands on the horizon
Every time you are not around
I'm slowly drifting away.
Drifting away...
Wave after wave, wave after wave
I'm slowly drifting away.
Drifting away...

7 Ekim 2013 Pazartesi

E tamam madem..

Akışına bırakmada / anı yaşamada fena değilimdir. Ya da en azından flashforwardlar'da yaşayıp "acaba bundan 100 gün sonra napıyor olurum, nerdeyim, mutlu muyum mutsuz muyum" gibi deli dertlerim yok. Ama ne yalan söyleyeyim, bazen bir şeyin olacağına çok inanıp gereksizce kendini kaptırma dalında tüm ödülleri kaparım. Hayal kurmak sıkıntılı değil tabi ama bir şeye kesin gözüyle bakmak ve kendini ona göre ayarlamak, tehlikeli sulara giriş yaptın demek biraz.. Olacakmış gibi hareket etmek, bir sonraki anı planlamak, o an öyle gerçekleşmeyince getirdiği hayal kırıklığıyla gereksiz debelenmek demek - bunu baştan kabul etmek lazım. Ya da sonra uğraş dur..

Oysa o kurgular olmasa her şey daha keyifli olacak. Beklenti olmayınca beklentinin karşılanmaması da olmayacak, kafalar daha bir rahat olacak. E bir de "Olsaydı ne iyiydi" tadındaki konular da "Olmuyorsa da olmuyor napalım, sıradaki lütfen" kategorisine geçiş yaparsa daha ne?

Sözün özü - bazen kendini kaptırma noktasına gelince evrenin seslenişlerini duymak gerek. "Hadi canım yola devam" diyorsa zorlamanın alemi yok, "E tamam madem, bi daha da düşünmem" diyerek yola devam etmek gerek..